Anne- Babalar, Ö-Devler Gözünüzde Dev Olmasın!

Anne- Babalar, Ö-Devler Gözünüzde Dev Olmasın!

Eylül aynın gelmesiyle birlikte 2015-2016 öğretim yılı başlamış oldu. Uzun ve rahat bir yaz tatilinden sonra hem ailelerin hem de çocukların hayatlarında bir düzen değişikliğine gidilmesi kaçınılmaz oldu. Çocukların yatma-kalkma, oyun oynama, beslenme zamanları yaz tatili zamanında daha esnek ve serbest olur. Ancak okulların açılmasıyla birlikte bu durum değişir. Çünkü artık istediği zaman sabah kalkamayacak ve istediği zaman oyun oynayamayacaktır. Bunun yerine, bu alışkanlıklarını/ihtiyaçlarını daha belirli ve planlı saatler içerisinde gidermesi gerekecektir. Bu yüzden çocukların tatilden çıkıp okula başlaması önemli bir geçiş sürecidir. Bu geçişi daha kolaylaştırmak için okulların açılmasından en az 10 gün öncesinden belli düzenlemelere gidilmesi çocukların kendilerini hazır hissetmesine yardımcı olacaktır. Anne-babalar bir yandan okulların açılmasıyla düzenimiz geri geldi diye sevinirken bir yandan da okul ödevlerini yaptırma kâbusundan da korkarlar. Bu yazımda ödevi olan çocuğa anne-babaları olarak nasıl yaklaşmalıyız ile ilgili bir takım önerilerde bulunmaya çalışacağım.

Okul çağındaki çocuklarımız sabahın erken saatlerinde kalkıp, gününün büyük kısmını geçirmek üzere okula gitmektedirler. Her ne kadar ders arası molaları da olsa dersi dinleme, dersi anlama ve not tutma gibi sorumlulukları vardır. Bu sorumlulukları kimi çocuk sıkılmadan yaparken kimi çocuk kendini zorlayarak yapar. Ama her iki çocuk için de bu, serbest zamanındaki gibi bir aktivite değildir. Bu yüzden eve gelen çocuklarımızın dinlenmeye, uyumaya, yemek yemeye ve oyun oynama haklarının olduğunu unutmayalım. Eve geldiklerinde “Okul nasıl geçti?”, “Dersler nasıldı?”, “Ödevlerini not aldın mı?” gibi direkt ders ve ödev temalı mesaj içeren sorular sormak yerine; “Günün nasıl geçti?”, “Bugün seni mutlu edecek bir şeyler oldu mu?” gibi daha çok çocuğumuzun kendini nasıl hissettiğini anlamaya yönelik sorular soralım. Çocuktan çocuğa değişmekle birlikte, okuldan sonra eve gelen çocuklarımızın iki saat gibi bir dinlenme ve ihtiyaçlarını giderme vakitlerinin olduğunu göz ardı etmeyelim.

Anne-babaların çocuklarını, kendi sorumluluklarını ve görevlerini üstlenebilen bireyler olarak yetiştirmesi ve bunu onlara yansıtması gerekmektedir. Okul ödevlerinde çocuğun yerine ödevi yapan veya her aşamasında yanında durup ne yapması gerektiğini söyleyen anne-babalar çocuklarına kendi başlarına bir şeyler yapabilme becerisini kazandıramazlar. Onların ödevlerine gereğinden fazla yardımcı olmak “tek başına ödevi yapamazsın” mesajını vererek çocuğun zamanla kendisini yetersiz hissetmesine sebep olabilir.

Zamanla ödevlerinin ebeveynleriyle yapılmasına alışan çocuk, ödevinin kendi sorumluluğu değil de sanki anne-babasının sorumluluğuymuş gibi görmeye başlar. Bundan dolayı annesi veya babası hatırlatmadığı sürece ödevlerini yapmak için bir adım atmaz. Burada bahsettiğimiz çocuğun ödevine karşı tamamen ilgisiz olmak veya ödevleri sadece çocuğun sorunu olarak görmek değildir. Anne-babalar denetleyici, gözlemci ve bilgiye nasıl ulaşılacağı konusunda her daim çocuğunu destekleyen konumda olmalıdır. Okulun ilk zamanları çocuklar ödevlerini nasıl yapacakları konusunda zorlanabilirler. Anne-babalar bilgiye nasıl ulaşacağını, bir araştırmanın nasıl yapılacağını veya o ödevi yapmasında nasıl bir yol izleyeceği ile ilgili çocuğa destek olabilirler. Zamanla ödevlerini nasıl yapacağını öğrenen çocuk, aşamalı olarak kendi başına ödevini yapması için yalnız bırakılmalıdır. Anne-babalar ödevlerin yapılıp yapılmadığını kontrol etmelidir. Eğer çocuğun yapamadığı veya zorlandığı bir bölüm olduysa ertesi günü okulda öğretmenine sorması için çocuğunuzu yönlendirin. Unutmayın ki okuldaki dersleri öğretmek, ilk olarak öğretmenin görevidir. Ancak sınıfların kalabalık oluşundan ötürü her zaman öğretmene yönlendirmek mümkün olmayabilir. Bu gibi durumlarda çocuğunuzun sorularını veya anlayamadığı konuları direkt söylemek veya yapmak yerine çocuğunuzu, konu ile ilgili düşünmesini sağlayarak onu aktif şekilde çözüme katmaya çalışın. Bu onu hazırcılığa alışmasının önüne geçecektir. Bunlarla birlikte;

  • Çocuğunuzla birlikte bir çalışma programı planlayın. Okuldan eve geldikten sonra ne kadar dinleneceğini ve hangi saatlerin ödev saati olacağını çocuğun fikrini alarak belirlemeye çalışın. Ders çalışma süresini çocuğun yaşına ve ihtiyacına göre belirleyin. Örneğin; birinci sınıf çocukları en fazla 15-20 dakika dikkatlerini ödevlere yoğunlaştırabilir.
  • Öğretmenle iletişim içinde olun.
  • Çocuğunuzu her zaman cesaretlendirin ve ona güvendiğinizi hissettirin. Sadece ödevlerini yaptığı zaman veya sadece yüksek not aldığında değil her durumda onu koşulsuz sevdiğinizi hissettirin ve ifade edin.
  • Ödev başına geçmeden evvel mutlaka ödev ile ilgili araç ve ihtiyaç olacak eşyaları bir arada bulundurun. Eksik olan her eşya için masadan kalkmak dikkatini yoğunlaştırmasını engelleyecektir.
  • Ders çalışacağı ortam çok önemlidir. Televizyon, oyuncak veya çok gürültünün olduğu bir ortamda çocuğun verimli bir şekilde ders çalışmasını bekleyemeyiz. Başka alternatifimiz yoksa çocuğu mutlaka oyuncaklara veya dikkatini dağıtabilecek uyarıcılara arkası dönük şekilde oturmasını sağlayın.
  • Son dakika ödevleri onun yerine üstlenmeyin. Okula ödev yapmamış olarak gidip öğretmeniyle yüzleşmesine izin verin. Bu, sorumluluğun kendisinde olduğunu anlamasına yardımcı olacaktır. Ayrıca çocukların anne-babalarından sonra önemsedikleri, değer verdikleri kişi öğretmendir. Öğretmeni tarafından sevilmeyi ve öğretmenini mutlu etmeyi her öğrenci ister.
  • Eğer çocuğunuzla şu zamana kadar ödev konusunda çok tartıştıysanız ve birlikte ödev yapmak hem sizin hem onun için kâbusa dönüştüyse mutlaka başka bir kişiden yardım isteyin. Bu çocuğunuzla anlaşabilecek bir komşu abla/abi veya herhangi bir akrabanız olabilir. Çocuklar ders çalışmayı severek ve eğlenerek yaparsa ödevlerini yapmaktan o kadar kaçmak istemeyecektir.
  • Anne babaların dersleri, ödevleri hayatın merkezine koyması ve normalin üstünde anlam atfetmesi çocukta kaygı yaratabilir. Sadece notları yüksekken ailesinin ve öğretmeninin onu sevebileceğini düşünür. Arada bile olsa düşük not almaya tahammülü olmaz. Her ne kadar dersler önemli olsa da iyi bir insan olmanın, yardımsever bir insan vs. olmasının her şeyden daha çok önemli olduğunu vurgulayın. Ve güzel bulduğunuz her ahlaki davranışını ve düşüncesini onurlandırın.

Eğer bütün bu yazılanlara daha önce dikkat etmişseniz ve hala ödev yapmak bir kâbusa dönüşüyorsa mutlaka bir uzmana başvurun. Çünkü fark edilemeyen olası bir okula uyum sorunu, okul korkusu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, öğrenim bozukluğu, zekâ sorunu veya bir depresyon çocukların bütün öğrenim hayatını etkileyerek kendine güvenini kaybetmesine sebep olabilir.

Ruhsak Yönetim Kurulu Üyesi

Uzm. Psk. Sena SARUHAN KOPUZ